30 Ekim 2010 Cumartesi

Beşiktaş'ın Allen Iverson transferi


Hep müzik,sinema, ve dramatik insan ilişkilerinden konuşacak değilim ya burda.. Hayatımın hep içinde olmasına rağmen neden şu blogda bir kere olsun sporla ilgili bir şey yazmamışım anlamış değilim:) Ama geç olsun, güç olmasın diyerek blogumdaki basketbol açılımını yapıyorum:D

Neredeyse hiç tv izlemeyen bir insan olmama rağmen, dün akşam,taksimdeki mekanlar sağolsun şu ha oldu ha olacak denilen Allen Iverson transferinin gerçekleştiğini sıcağı sıcağına duydum. Beşiktaş'ı tebrik ederim. Tabi basketbol ligimizi de. Bunun baya konuşulacağı, belli bir süre için bizim için çok iyi bir reklam olacağı kesin.Ama ya sonrası?

Nedense ben bu şaşalı transferin uzun vadeli etkilerinden pek emin değilim. Bilhassa Beşiktaş'ın tribünlerinin hiç dolmadığı kadar dolacağı, aynı şekilde genç basketçilerin de Beşiktaş altyapı takımlarına ilgisini arttıracağı kesin.Ama ya işin teknik tarafı? Birincisi, Kaan Kural'ın da açıkladığı gibi Iverson'un stili tam bir NBA stili olduğu için Beşiktaşa uyum sağlaması zor gibi görünüyor.Beşiktaşın Iverson'a uyum sağlaması zaten konuşulmayacak bir olasılık. İkincisi, NBA sadece o bilindik, katı kuralları olan NBA disiplini yüzünden Iverson'u gözden çıkarmış değil.Adam gerçekten özel hayatında sıkıntılar yaşıyor. Üstüne üstlük dünyanın hiç bir liginde kolaylıkla tolere edilemeyecek bir alkolizm durumu var ( şu an ne durumda bilmiyorum tabi). Yani, Iverson yıpranmış bir oyuncu şu anda.

Bakalım bu sezon neler olucak. Belki de bu senaryoların hepsi boşunadır. Belki de sadece reklam yapmakla kalmayıp, Iverson atağıyla Beşiktaş takıma ve lige yeni soluk getirir. Hep beraber görücez..


Not:ekşisözlükteki Allen Iverson için türkçe isim önerileri başlığına bakmanızı öneririm. "Aylin'e veryansın favorim oldu:)"

24 Ekim 2010 Pazar

Whatever happened to my rock'n'roll?


Punkerları severim(buralarda çok çakma olsa da). Clubberları da severim. Hatta hiphopcıları da severim. Metalcileri de tabi severim, heralde müziklerine bu kadar sadık başka bi grup da yoktur.Ama şu hipsterlere acayip uyuzum. Hipsterlik bence punkcı,metalci ve clubber tiplerinin arasında en çok tutanı şimdiye kadar. Bu bahsettiğim üç müzik insanı tiplemesi hep azınlıkta oldu buralarda(İstanbulda). Ama bu hipsterlik virüs gibi yayılıyor. Bence özünde oldukça yavşak bir tipleme olduğu için bu kadar tuttu. Çünkü hipster aslında ne modaysa,ya da onların deyimiyle ne trendsettersa onu takip eden formsuz bir şey. Moda, müzik, fotoğraf vs'de her şeyin hep alternatifini seçtiğini sansa da aslında o da şu çok küçük gördüğümüz Bağdat caddesi gençliğinden farklı değil benim gözümde. Her ikisinden de entellektüelite beklemiyorum. Hipsterin daha iyi müzikler dinlemesi,daha alternatif mekanlara gitmesi, 2.el makinasıyla fotoğraflar çekmesi onu alternatif ya da daha üstün yapmıyor...Siz de benim gibi bu saçma sapan güruhun mensubu insanlardan sıkıldıysanız bu şarkı size gelsin.Black Rebel Motorcycle Club son zamanlarda çok çaptan düşmüştü. Ama gönlümüzde yeri ayrı. Böyle bir şarkı sözü yazan grup asla unutulmamalı zaten!


I fell in love with the sweet sensation
I gave my heart to a simple chord
I gave my soul to a new religion
Whatever happened to you?
Whatever happened to our rock'n'roll?
Whatever happened to my rock'n'roll?

12 Eylül 2010 Pazar

Reset! - Booka Shade – More!

Reset! 64.sayısı çıktı. Bu sayıdaki albüm kritiğim;

Reset! - Booka Shade – More!

7 Eylül 2010 Salı

Pieces of you


Geçenlerde aklıma gelen bir Jewel şarkısı. Çok da içli içli söyler bunu Jewel abla..Tez zamanda dinlemenizi öneririm.Sözleri çok güzel..









She's an ugly girl, does it make you want to kill her?
She's an ugly girl, do you want to kick in her face?
She's an ugly girl, she doesn't pose a threat.
She's an ugly girl, does she make you feel safe?
Ugly girl, ugly girl, do you hate her
'Cause she's pieces of you?
She's a pretty girl, does she make you think nasty thoughts?
She's a pretty girl, do you want to tie her down?
She's a pretty girl, do you call her a bitch?
She's a pretty girl, did she sleep with your whole town?
Pretty girl, pretty girl, do you hate her
'Cause she's pieces of you?
You say he's a faggot, does it make you want to hurt him?
You say he's a faggot, do you want to bash in his brain?
You say he's a faggot, does he make you sick to our stomach?
You say he's a faggot, are you afraid you're just the same?
Faggot, Faggot, do you hate him
'Cause he's pieces of you?
You say he's a Jew, does it mean that he's tight?
You say he's a Jew, do you want to hurt his kids tonight?
You say he's a Jew, he'll never wear that funny hat again.
You say he's a Jew, as though being born were a sin.
Oh Jew, oh Jew, do you hate him
'Cause he's pieces of you?





9 Ağustos 2010 Pazartesi

True Blood Lafayette'den İnciler..


Tabi ki de diğer tüm True Blood fanları gibi Lafayette'i seviyorum,sayıyorum. Zeka küpü ama olabildiğine sapkın ve buram buram underground bir karakter bundan daha iyi olamazdı bence. Her görüşümde makyajına olsun,kafasına taktığı acayip bandanalara olsun, tarzıyla kol kaslarınının yarattığı tezatlığa olsun,bitch (bieeeeç) diyişine olsun, extra extra gay dekorasyonlu evine olsun kopuyorum. Son günlerde Jesus adlı bir yakışıklıyla işi pişiriyor ve bunu yaparken de yeni yetmeler gibi heyecanlanıp "oh lord" diyor ya bir de ona kopuyorum. Beni bu kadar keyiflendiren, nerdeyse mest eden bir karakter olmasına rağmen aynı zamanda içlendirmiyor da değil kerata.3.sezon 7.bölümde okuduğu Inuit şiiri saolsun, yine tavanları seyredip derin düşüncelere dalma hallerindeyim..

"I think over again my small adventures, my fears.
these small ones that seemed so big.
for all the vital things i had to get and to reach.
and yet there is only one great thing.
the only thing.
to live to see the great day that dawns.
and the light that fills the world."

27 Temmuz 2010 Salı

Ladies and gentlemen we are floating in space!














Bunu okuyan herkes burda kendinden bir parça bulur.Herkes durur,düşünür ve düşünür. Ve düşünemez. Ve sonra herkes kaybolur. Sadece boşluk olur..Bayanlar baylar; şimdi boşlukta süzülüyoruz..


sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.
ışığı gördüm, korktum
ağladım.
zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim .
karanlığı gördüm, korktu
m.
gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi, ağladım.
yaşamayı öğrendim
doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu; aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim.
zamanı öğrendim, yarıştım onunla..
zamanla yarışılmayacağını, zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim.
insanı öğrendim.
sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu...
sonra da her insanın içinde iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.
sevmeyi öğrendim, sonra güvenmeyi
sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu, sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.
insan tenini öğrendim. sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu...
sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.
evreni öğrendim. sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim.
ekmeği öğrendim. sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini..
sonra de ekmeği hakça üleşmenin bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.
okumayı öğrendim
kendime yazıyı öğrettim sonra...
ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana...
gitmeyi öğrendim. sonra dayanamayıp dönmeyi...
daha da sonra kendime rağmen gitmeyi...
dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yaşta...
sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
sonra da asıl yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğini gördüm.
düşünmeyi öğrendim. sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim. sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim.
namusun önemini öğrendim evde...
sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu; gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el sürmemek olduğunu öğrendim.
gerçeği öğrendim bir gün..ve gerçeğin acı olduğunu..
sonra dozunda acının, yemeğe olduğu kadar hayata da lezzet kattığını öğrendim.
her canlının ölümü tadacağını ama "sadece bazılarının hayatı tadacağını" öğrendim..

MEVLANA CELALEDDİN-İ RUMİ

Yağmurun kokusunu aldığım zaman dünya gözüme başka görünüyor.
Sanki herkes yağmur yağdığında olup biten her şeyi unutuyormuş gibi
Sanki yağmur bütün sıkıntıların üzerine yağıp ne var ne yoksa hepsini damlalara karıştırıyormuş gibi..